İnsanı düşün be azizim.
Neler uğruna nelerden vazgeçiyor,
vazgeçtikleri uğruna kim bilir
neleri kaçırıyor.
Düşünsene azizim belki de, hayatının geri kalanını adayacağı o kişi
bir caddenin en kalabalık yerinde öylece gidiyor yanından...
geçip gider,
ve insan ya işte,
habersizce öylece, çekip gider...
İnsanı düşün bu gece.
Bin bir badireye göğüs gerip adına ekmek kavgası dedikleri
şu hayat sahnesindeki son selamını bekleyen oyuncuyu düşün.
Omuzlarından kerpetenle sökülmüş apoletlerin
her bir tanesine ömrünü adamış bir subay gibi dokuyor
hayat kilimini
bir mekik gibi
bir ileri bir geri.
Titrek parmakların arasında ki nikotin ağacının tükenişi gibi kayıyor
hayat dediğin izmarit, parmaklarının arasından...
İnsanı düşün işte azizim. Kaptırmış gönlünü birine.
Gönül bu işte dememiş mesela.
Ömrünü adamış yahut canını koymuş ortağa örneğin bir savaş meydanında...
Onunla uyumuş,
onunla uyanmış
Onunla yudumlamış ilk yudumunu tavşan kanı bir çayın
onunla çekmiş ciğerlerinin en çıkmaz sokaklarına nikotin
onunla yazmış
onunla yanmış
onunla yakmış...
İnsanız işte def et,
insanız işte sabret,
insanız işte cebret.
İnsanız ulan azizim insanız;
affet...
10 Aralık 2016 Cumartesi
2 Aralık 2016 Cuma
Saat 14.30.
Öğlen molası bitmiş ülkem insanı ama plazalarda,
ama sinema salonlarında, ama kot işleme atölyelerinde
yahut da bankalarda o çok önemli fakat az değerli
hayatlarını yaşamaya devam ediyor.
Kiminin telefonu kredi aldığı banka tarafından
havan ateşine tutulurken,
kimileri sevişmeyi düşlüyor
o bankada görevli bir hatun ile.
Kimi bilmem ne otelinin şatafatlı restoranında
sömürürken Afrikalı çocukların 1 yıllık tüketimini,
kimileri ise aza kanaat getiriyor,
çok ağlamaklı bir peygamber hikâyesi ile kandırılarak.
Kimi her sene adı değiştirilen bir sınav için
dershane çıkışı bindiği otobüste yaşıyorken – şey pardon öldürülüyorken-
bir canlı bomba ile koyun koyuna,
aslında koynunda olduğu tek şeyin ölüm olduğu bilmeden…
Kimileri özgürlük türküleri söylüyorlar
bir stadyumun bilmem kaç bin kişilik tribününde,
ayaklarında “konvers”,
ceplerinde “ayfon”,
pos bıyıkları sararmış “malbora” dumanında
ve böyle hayâsızca sloganlarla dinliyorlar
yoruma çok kapalı bir grubun şarkılarını;
“kahrolsun emperyalizm” …
Onlar bu şarkılar eşliğinde çıldırıyor,
ama emperyalizm kahrolmuyor.
ama sinema salonlarında, ama kot işleme atölyelerinde
yahut da bankalarda o çok önemli fakat az değerli
hayatlarını yaşamaya devam ediyor.
Kiminin telefonu kredi aldığı banka tarafından
havan ateşine tutulurken,
kimileri sevişmeyi düşlüyor
o bankada görevli bir hatun ile.
Kimi bilmem ne otelinin şatafatlı restoranında
sömürürken Afrikalı çocukların 1 yıllık tüketimini,
kimileri ise aza kanaat getiriyor,
çok ağlamaklı bir peygamber hikâyesi ile kandırılarak.
Kimi her sene adı değiştirilen bir sınav için
dershane çıkışı bindiği otobüste yaşıyorken – şey pardon öldürülüyorken-
bir canlı bomba ile koyun koyuna,
aslında koynunda olduğu tek şeyin ölüm olduğu bilmeden…
Kimileri özgürlük türküleri söylüyorlar
bir stadyumun bilmem kaç bin kişilik tribününde,
ayaklarında “konvers”,
ceplerinde “ayfon”,
pos bıyıkları sararmış “malbora” dumanında
ve böyle hayâsızca sloganlarla dinliyorlar
yoruma çok kapalı bir grubun şarkılarını;
“kahrolsun emperyalizm” …
Onlar bu şarkılar eşliğinde çıldırıyor,
ama emperyalizm kahrolmuyor.
Kendisi iyi çocuk olup çevresi kötü olan memleketimin
Mili Eğitim mağduru insanları!
Susun, susun ve dinleyin…
Allah belasını versin,
Mili Eğitim mağduru insanları!
Susun, susun ve dinleyin…
Allah belasını versin,
hem Sümer kırıntısı Anadolu hikâyelerinin
Hem de emperyalizmin…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)